Ve Fazıl, Ve Celal, Ve Yılmaz…

Biri, değerli bir müzisyen ve dünya çapında müthiş bir virtüöz. Biri, değerli ve dünya çapında bir bilim insanı. 

Zafer Arapkirli
(Cumhuriyet)

 

 

 


Biri, değerli bir müzisyen ve dünya çapında müthiş bir virtüöz. Biri, değerli ve dünya çapında bir bilim insanı. 
Biri, dünyaya farklı baksak da kaleminin gücünü ve kıvraklığını kıskandığım değerli bir meslektaşım. 
Üçü ile de yüz yüze değil, yazışma düzeyinde bile hiç tanışıklığım yok. Sadece, üç aşağı beş yukarı aynı neslin insanı sayılırız. 
Ortak bir başlıkta buluşturmamın nedeni, üçünün de kamuoyu nezdinde yoğun biçimde tartışılıyor ve benim de eleştirilere kısmen katılıyor olmam.

Fazıl Say
Başka bazı sanatçılardan beklenebilecek bir tür “Kahrolsun sanata ve sanatçıya saygısız, baskıcı rejimler ve liderler! Hepsinin canıcehenneme!..” gibilerden slogan atmasını ve yaygın tabirle “protest” bir tavır almasını kimse beklemiyor. Ben beklemem. Ama şunu beklerdim. Sanata ve sanatçıya, aydınlara ve kimi zaman solcu demokrat, kimi zaman Atatürkçü olarak bilinen insanlara karşı hiçbir devirde olmadığı kadar yoğun bir baskı ve hor görme ortamı söz konusu iken, bu ortamın mimarının “samimiyeti” de son derece tartışmalı iken, o sahnedeki “kucaklaşır” fotoğrafı vermekten kaçınabilirdi diye düşünüyorum. 
Çünkü, özellikle de seçim döneminde “Kutuplaştırıcı-dışlayıcı dediniz bize. Bakın, nasıl ders verdik size…” tadında bir el uzatmaydı bence “o makam”ın o jesti. Sayın Say, bu bağlamda daha özenli bir duruş sergileyebilir, pazartesi (21.01) günkü yazımda da belirttiğim gibi “malzeme” durumuna düşmeyebilirdi. Dedim ya; “Kahrolsun faşizm!.. Yaşasın özgür sanat ve sanatçı!” ya da en azından Müjdatvari bir “Asıl sen haddini bil” gibi bir slogan da şart değildi. Ama, sanat-düşünce ve fikir ve en önemlisi de özgürlüklere karşı tavrı bilinen “taraf”a bir tür “konum bildirimi” sergilenebilirdi. Nüanslar ve nüanslı çıkışlar her zaman mümkündür. Sanatçı, hele hele notalarla dans eden bir sanatçı bunu bizden daha da iyi becerebilirdi. Olmadı. Aynı âlemden dünya virtüözü Gülsin Onay Hanımefendi’nin o gün attığı tweet’e bir baksın çok iyi anlayacaktır. “Virtüözite ve icra farkı” diyelim. Yine de, onun sanatçı kimliğine ve yeteneğine asla gölge düşürmez bu (bence) hatası.

Celal Şengör 
Sadece burada değil, dünyadaki bilimsel yerini tartışmak, haddim değil. Ama üslup konusunda porselen dükkânına dalan bir fil tavrı, her zaman tartışma konusu yapıyor Celal Hoca’yı. Zaten sıkıntılı bir alan olan organ bağışında bulunmayı teşvik etmesi gerekirken. Bundan “caydırıcı” bir tavır alması, benim bile midemi bulandırdı. 12 Eylül Faşist Cuntası’nın lideri Netekim Kenan Paşa’ya övgüleri ve “Dışkı yedirme işkencesini mazur gösterecek” demeci ile zaten okuduğu ve yazdığı milyonlarca bilim sayfasını ayaklar altına almasına neden olmuştu. Allah şifa versin demekle yetiniyorum.

Ve Yılmaz Özdil 
Yazdığı “Mustafa Kemal” kitabının amacını “parayı götürmek” olarak aşağılayanlara hak veremiyorum. Yüce önder ATATÜRK’le ilgili farklı açı ve içerikte yazılan her kitabın eleştirilecek yönü olabilir. Yılmaz’ın kitabını da bu açıdan “yerden yere” vurabilirsiniz. Ama, zaten “para kazanmaya ve iyi yaşamaya ihtiyacını bugüne kadar yazdığı kitaplardan ve mesleğindengiderdiğini” bildiğim bir insandır. Özel baskı, (koleksiyoncu baskısı) ile yapılan ticari girişimin anlam ve amacını ne kadar tartışırsanız tartışın. Bu bir yayıncı tercihidir. Ve buna Yılmaz’ın da hakkı vardır diye düşünüyorum. Bence (kendisinin ve yayıncının) tek hatası, bunu “Ohh canımıza değsin. Çatır çatır sattık. Size inat başardık…” tavrının sevimsizliği olmuştur. Bunun yerine özel baskının tüm gelirini (mesela) Darüşşafaka’ya bağışlasalardı (Şimdi artık çok geç. En baştan yapacaktı) ben bile borca girer bir adet alırdım. 
Çok üzgünüm. Orada vahim bir hata var, Yılmaz…

CEVAP VER

Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.